23 Kasım 2020'da eklenmiş, kişi görüntülemiş
Diyarbakır Yöresi Kelek Oyunu
Adres : -
Telefon : -
Faks : -
E-Posta : Sadece gold üyeler ekleyebilir.
Websitesi : Sadece gold üyeler ekleyebilir.

Diyarbakır Yöresi Kelek Oyunu

ÖĞR. GÖR. Ahmet ALINCA

Dokuz Eylül Üniversitesi

Ortak Zorunlu Dersler Bölüm başkanlığı

 

DİYARBAKIR YÖRESİ SEYİRLİK OYUNLARINDAN KELEK (SAL) OYUNU

 

Türk halk oyunları maddi ve manevi kültürel unsurları aynı anda içerisinde barındırmaktadır. Bu açıdan en önemli kültürel değerlerimizdendir. Bununla birlikte farklı bilim dalları ile de bağlantılıdır.

Türk halk oyunları çok farklı ortam, mecra ve farklı amaçlar doğrultusunda icra edilmektedir. Açık alanda oynanabilmekle birlikte kapalı alanda da icra edilmektedir. Açık alanda icra edilen oyanların çoğunluğunda çalgı kullanılırken kapalı alanda icra edilen oyunların bir kısmında çalgı kullanılmamaktadır. Çalgı kullanılmayan oyunları ele aldığımız zaman tiyatral ve taklit içerikli olduğu görülmektedir. Bu tarz oyunlara genel olarak “seyirlik oyunlar” adı verilmektedir ve ülkemizin tüm yörelerinde karşılaşılmaktadır. Seyirlik oyunlar her ne kadar tiyatronun (Geleneksel Türk Tiyatrosu) alanı olarak görülse de aynı zamanda yapısal, içeriksel, kurgusal, icra gibi özellikleriyle Türk halk oyunlarının da bir parçasıdır.

Diyarbakır yöresinde de açık alanda oynanan oyunların yanı sıra kapalı alanda oynanan seyirlik oyunlara rastlanmaktadır. Günümüze kadar yapılan araştırma, inceleme ve sahnelemelerde genel olarak açık alan (meydan) oyunlarına yer verilmiş, seyirlik oyunlarımıza gereken ilgi ve alaka gösterilmemiştir. Bu gerçekten yola çıkılarak günümüzde teknolojinin de gelişmesiyle unutulmaya yüz tutmuş seyirlik oyunlarımıza dikkat çekmek, bu alanda yapılmış akademik çalışmalara bir katkı sunmak çalışmanın amaçlarında bir tanesidir. Çalışmanın bir diğer amacı ise seyirlik oyunların sahneye alınarak müzik eşliğinde oynanabilme özelliğinin de olduğunu “Diyarbakır Kelek Oyunu” özelinde ortaya koymaktır. Çalışmamızda literatür taramasının yanı sıra alan araştırması yapılmış olup yörede konu ile ilgili yetkin kişilerle bire bir görüşme tekniği kullanılmıştır.

Sonuç olarak Kelek’in aslında bir meslek dalı olduğu, 1950’li yıllara kadar bu mesleğin icra edildiği, teknoloji ve insan ihtiyaçlarının zamanla değişmesine bağlı olarak böyle bir mesleğin günümüzde kalmadığı gerçeğine ulaşılmıştır. Ayrıca zamanla önce seyirlik daha sonra sahneye alınan bir oyun olarak günümüze taşındığı sonucuna da ulaşılmıştır

Giriş

Türk Halk Oyunları

“İnsan, var olduğu günden bu güne kadar daima üzerinde yaşadığı ve kendisine sayısız nimetleri sunan çevresiyle yani doğayla ilişki kurmuş, yaşamını idame ettirirken çevresini oluşturan bütün doğal varlıklara müdahale etmiş ve doğaya hâkim olmaya çalışmıştır. Kelime anlamı olarak kültüre; maddi ve manevi olarak her şeyi işlemek, geliştirmek ve yenilemektir diyebiliriz. İnsanoğlu toprağı işleyerek kendi iradesi altına aldığı gibi kendisini ve yarattığı ürünleri de maddi ve manevi olarak işlemiştir. İnsanoğlu teknik ile tabiatı (toprağı), tıp ve spor aracılığı ile kendi vücudunu, sanat ile duygu ve hayalini, ilim ve felsefe ile de düşüncesini işlemiş ve kullanmıştır.” (Gülbeyaz, 2018; 12)

“Kültür; tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin” (www.tdk.gov.tr 25 Eylül 2020).

“Kültür, bir ulusun hayat tarzı, yaşam biçimi olup; onun tarihi geçmişini, doğrudan bireylerin hayatını, günün çeşitli zamanlardaki eylemlerini, geçinme ve ekonomik faaliyetlerini, eğlenme ve dinlenme hayatlarını içermektedir” (Baykara, 2001). “Kısaca kültür bir insanın ve toplumun bilincidir. Kültür tüm canlı varlıklar gibi yaşar, gelişir, değişir fakat ölümsüzdür” (Onuk, Akpınarlı ve Ortaç, 2003a: 177).

“Folklor kavramı tanımlandığında; halkın gelenek bağlamında günlük hayatının tümünü kapsayan, bir zaman sürekli içinde, insanın beş duyusunun tümüne hitap eden, her türlü düşünce, eylem ve davranışlarını biçimlendiren, örf, adet, gelenek, görenek gibi kurumlarıyla davranış ve tutumlarını belirleyen, efsane, destan, masal, müzik, oyun, edebiyat vb. sosyal ve kültürel hayatın maddi ya da manevi ürünlerinin tümünü kapsayan disiplin anlamında, bilim ya da ansiklopedik bilgi bütününe verilen addır. Kültür ise, toplumu bir araya getirme özelliğine sahip, ulusal nitelikteki maddi ve manevi ürünlerin tümünü kapsar.” (Öngel, 2001: 88).

Halk oyunlarının tarihi derinliklerine inildiğinde bu oyunların günümüzden binlerce yıl öncesine, insanlık tarihinin ilk dönemlerine kadar dayanan bir geçmişe sahip olduklarını görmekteyiz. İnsan yaşamıyla birlikte ortaya çıkan ve köklü bir tarihe sahip olan halk oyunları, aynı zamanda insanlığın hangi süreç ve evrimlerden geçerek günümüze kadar geldiklerinin ipuçlarını da bize verebilmektedir. Bu oyunda da bu yukarıda belirttiğimiz tüm oluşumları çok net görebilmekteyiz.

Müzik ve oyun, ilkel dönemlerdeki dinsel törenlerin ve buna bağlı olarak da büyü ve sihrin bir parçası idiler. Yapılan bu ayinlerde çıkartılan sesler ile birlikte yapılan hareketler, ölenin ruhunu yüceltmek, rahatlatmak, dinlendirmek, ölünün yaşamakta olan diğer canlılara verebileceği zararları önlemek, canlıdan kötü ruhları kovmak amaçlı yapılırdı. Müzik ve oyun, bu kapsamda bir motivasyon aracı olarak kullanılırdı. Ölünün adına yakılan sagular, ağıtlar, söylenen türküler bugünkü müziğin, türkünün ve oyunun temelini oluşturmuştur. Zamanla dilin oluşumu ve edebiyatın gelişmesi ile birlikte müzik ve oyun ifade zenginliği kazanmıştır. (Gülbeyaz, 2018 21).

Toplumları bir arada tutan ve farklı kılan özelliklerinin başında yaratmış oldukları kültürleri gelmektedir. Bir milletin kültürü veya benzer bir deyişle milli kültür, geçmişinden bugüne kadar süzülüp gelen maddi ve manevi değerlerin tamamıdır. Bu bağlamda kültürel ürünleri maddi ve manevi olarak iki gruba ayırabiliriz. Böylelikle kültürel değerlerin hem bilincine hem de kıymetini bilmeye kadar yolumuz uzanır. Kültürümüz bizi biz yapan en önemli değerlerdendir.

“Türk halk oyunlarımız kültürel değerlerimizin en önemlilerindendir. Çünkü bünyesinde maddi ve manevi kültürel değerlerimizi bir arada barındırmaktadır. Hareket, melodi ve söz bakımından manevi; giyim – kuşam, aksesuar ve çalgı bakımından maddi kültürel değerlerimizi bünyesinde barındırır. Halk oyunları halk biliminin alt kolu olarak ele alınsa da müzik, çalgı, dil ve edebiyat, giyim – kuşam, spor, sanat, sosyoloji, düşünce ve anlayış gibi farklı özellikleri bünyesinde barındırmasından dolayı disiplinler arası bir yapıya sahiptir.” (Gülbeyaz, 2019; 130).

“İnsanlar pek çok duyguyu, düşünceyi dans yolu il ifade etmişler, böylece dansın değişik şekilleri ortaya çıkmıştır. Dansın işlendiği en önemli konular dini ve sosyal alanlarda olmuş, ayrıca eğlence amaçlı danslar da işlev kazanmıştır. Doğum, ölüm, savaş, dua, tabiat varlıklarını taklit etme vb. gibi konular danslarla ifade edilmiş, ayrıca eğlence amaçlı danslar ortaya çıkmıştır.” (Gülbeyaz ve Uzunkaya, 2009; 287).

Türk folklorunun en önemli ögelerinden biri olan halk oyunları çok zengin bir yapıya sahiptir. Bu zengin yapı oluşmasında, geçmişten günümüze kadar gelen birikimin aktarılması önemli role sahiptir. Halkoyunları, toplumumuza sevgi, saygı ve kaynaşmayı, bir ve beraber olmayı öğreten, millet olma bilincini aşılayan en önemli kültürel unsurlarımızdan bir tanesidir. Örf, adet, gelenek ve göreneklerimizin birçoğu gibi halk oyunlarımız da günümüze sözlü aktarım ile taşınmıştır ve günümüzde en saf haliyle yaşatılmaya çalışılmaktadır.

Her yörenin halk oyunları ayrı birer gelenekten gelir ve kendine has bir oyun geleneği vardır. Bu oyun geleneği yöre halkının yaşayışını, coğrafyasını, aşklarını, bağlılıklarını, kahramanlıklarını, doğa olaylarını ve tüm duyguları yansıtan bir bütündür. Gelişiminin tüm dönemlerinde çok işlevli olma özelliğini korumuş olan halk oyunlarımız günümüze kadar doğallığını bozmazdan, kültürel mirasımızın eseri olarak gelmiştir.

Folklor insan yaşamının tamamını içine alan ve her şeyini araştıran bir bilim dalıdır. Edebiyat, tarih, tıp, meteoroloji, mimari, ekonomi, arkeoloji, sosyoloji, müzikoloji, dans, tiyatro kısaca insana ait her bir unsuru ve bu unsuru içerisinde barındıran tüm bilim dallarını bünyesine barındırmaktadır.

Halk biliminin; dil bilimi, tarih, edebiyat, sosyoloji, din bilimi, coğrafya, antropoloji, etnoloji, etnografya, arkeoloji, meteoroloji, zooloji, ad bilimi, tıp, müzikoloji, mimari, ekonomi, hukuk, güzel sanatların tüm dallarıyla ilgisi bulunmaktadır (Baykurt, 1976: 20).

Kültürün ögelerini, dil, yazı, din, bilim, sanat, resim, heykel, mimarlık, mutfak gibi farklı unsurlar da görmekteyiz (Küçüktopuzlu ve Tekin, 2001: 82).

“Halkın vicdan ve hafızasındaki manevi değerleri araştıran bir ilim olarak tarif edebileceğimiz folklor, bir milletin manevi hayatını diri tutmaya vesile olduğu gibi; tarih, edebiyat, sosyoloji, psikoloji, filoloji gibi ilimlere de malzeme veren çok zengin bir hazinedir” (Yalman, 2000: XIII).

Bir folklor unsuru olan halk oyunlarımızda disiplinler arası olma özelliğine sahiptir. Bu disiplinlerden bir tanesi de hiç kuşku yoktur ki yaratıcı drama ve tiyatrodur. Özellikle de “Geleneksel Türk Tiyatrosunu” halk oyunlarımız ile iç içe konumlandırmak mümkündür.

“Batılı anlamdaki modern tiyatronun dışında kalan, Türk toplumunun geleneksel yapısı içinde ortaya çıkarak bu temel üzerinde süreklilik arz eden gösterim türlerinin tümü “geleneksel Türk tiyatrosu” terimiyle karşılanmaktadır. Araştırmacıların başlangıçta “Türk temaşası” olarak adlandırdıkları bu sanat dalı, özellikle alanın otoritesi konumundaki Metin And’ın kullanımıyla birlikte “geleneksel Türk tiyatrosu” biçiminde yaygınlık kazanmıştır. Ancak, “halk tiyatrosu”, “seyirlik halk oyunları” ve “Türk seyirlik sanatları” biçimindeki kullanımlara da rastlamak mümkündür” (Düzgün, 2020: 487-496).

Bu araştırmamızda geleneksel Türk tiyatrosu kapsamında ele alınan meddahlık, karagöz, ortaoyunu, tuluat, kukla ve köy seyirlik oyunları ile diğer seyirlik sanatları bu gösterim türlerinin kaynakları, tarihsel süreçleri ve içerikleri üzerinde kısaca durmak istiyoruz. Millet olarak Orta Asya’dan getirdiğimiz ırki unsurlarla İslam medeniyeti çerçevesi içinde benimsediğimiz sanatsal değerlerin Anadolu coğrafyasındaki terkibi sonucunda ortaya çıkan bu oyunlarda Osmanlı yaşam tarzının etkileri açıkça görülür. Anadolu’nun diğer bölgelerinde de rastlanan, ancak İstanbul merkezli bir içerikle gelişmesini sürdüren meddahlık, karagöz ve ortaoyunu gibi dramatik tezahürler Tanzimat’tan sonra gelişen modern tiyatronun yaygınlaşması ile birlikte etkisini giderek azaltmıştır.

Köy seyirlik oyunları, doğaya bağlı olarak yaşayan, toplulukların yaz- kış, yeni yıl-eski yıl, bolluk- kıtlık gibi değişim zamanlarında doğanın uğradığı değişiklikleri kontrol etmek amacıyla yaptıkları çeşitli törenlere kaynaklık etmiştir. İlk çağlarda topluluklar, yaşamlarını daha iyi koşullarda sürdürebilmek amacıyla, doğa güçlerini tanrılaştırıp (güneş çıkartmak, yağmur yağdırmak, hayvanları ve toprak ürünlerini çoğaltmak, üstündeki tabuyu kaldırarak kullanılabilir hale getirmek amacıyla) onlara törenler düzenlemişlerdir. Bu sanat dalı da diğer sanat dalları gibi dinden bağımsızlaşarak devam etmiş, biçim değiştirerek günümüze kadar gelmiştir. Anadolu toprakları üzerinde yaşayan birçok uygarlığın inanç ve kültürel izlerini taşıyan bu oyunlar, kültürel çeşitliliği yansıtan örneklerdendir. 

 

Tiyatro ve Geleneksel Türk Tiyatrosu

“Tiyatro bir sahnede, seyirciler önünde oyuncuların sergilenmesi amacıyla hazırlanmış gösteridir. Farklı bir şekilde duyguların ve olayların hareket (jest) ve konuşmalarla anlatılmasıdır. Genel olarak temsil edilen eser anlamında da kullanılır.

Tiyatro, bir sahne sanatıdır. Tiyatro eseri, olayları oluş yoluyla gösterir. Bu yönüyle konuşma ve eyleme dayanan bir gösteri sanatı olarak da tanımlanabilir. Yaygın hümanist bir deyişle tiyatro; insanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatı olarak ifade edilir” (Çelebi, 1992:142).

Tiyatro eserinin diğer türlerden en önemli farkı; diğer edebi eserler okumak ve dinlemek için yazılmışken, tiyatro oyununun sahnede seyirci önünde oynanmasıdır. Değer ölçülerini, izleyenin kanaat ve anlayışlarından alır. Göze görünür bir karaktere sahip olması, canlı olarak meydana geliş niteliğiyle toplum psikolojisine hitap eder. Temsil yeri ve eser, tiyatronun edebiyat öğesidir. Bu edebiyat öğesi yanında tiyatro kavramı içinde oyunculuk, sahne düzeni, ışıklandırma, dekor, kostüm, müzik gibi unsurların bütünlüğü söz konusudur.

Tiyatro metinlerine “oyun” metinleri yazan kişiye oyun yazarı (müellif) ve oyunu sahnede canlandıran kişilere ”oyuncu” (ya da daha genel olarak tiyatrocu) denir. Ayrıca eserin sahnelenmesinde görev alan sahne amiri, dekor ve kostüm sorumlusu, ışıkçı, suflör gibi diğer yardımcı elemanlar da vardır.

Erken Dönem Tiyatrosu
 

Tiyatro, Yunanca theatron (θέατρον), yani “görme yeri” sözcüğünden gelmektedir. Çünkü günümüzdeki anlamıyla çağdaş tiyatronun tarihi bağ bozumu tanrısı Dionysos adına yapılan dinsel törenlere dayanmaktadır.

“İlk tiyatro şenliği MÖ 534 yılında Atina‘da yapılmıştır. Antik çağ‘da tiyatro, üst sınıfa özgü bir etkinlikti. Her yıl Dionysos’u kentin hangi ileri geleninin onurlandıracağına karar verilir ve bu kişi etkinlikleri düzenlerdi. Bu nedenle sosyal itibarla doğrudan ilgiliydi. Tanrı adına bir yarışma yapılır ve en iyi oyun, hazırlayan kişinin itibarını arttırırdı. Festival niteliğinden dolayı popüler olarak nitelendirilebilecek olan antik tiyatro, günümüze de örnekleri kalmış olan, genellikle amfi tiyatro olarak adlandırılan sahnelerde sergilenirdi. Türkiye’de oldukça iyi durumda örnekleri olan bu amfi Tiyatroların boyutları, dönemin tiyatrosunun halk için önemini göstermektedir. Ayrıca, ilk tiyatro eserleri ile Yunan mitolojisinin el ele olduğunu söylemek gerekir. Bu nedenle bu iki alan birlikte değerlendirilmelidir” (Çelebi, 1992:145).

Bu dönemde oyunlarda dekor ya da kostüm bulunmazdı. Sahne tamamıyla boş olur, baş roller de önemli kişiler tarafından oynanırdı. Bir de anlatıcı görevi gören “koro” bulunurdu. Günümüzde geçerli olan oyunculuk anlayışı yoktu ve ifade edilen duygular oyuncuların ellerinde tuttukları ve yeri geldikçe yüzlerine koydukları maskelerle belirtilirdi. Bugün tiyatronun simgesi haline gelen gülen ve ağlayan maskeler bu uygulamanın bir uzantısıdır. Nitekim, Yunan tiyatrosunda sadece iki tür oyun vardı: trajedi ve komedi.

Türk Tiyatrosu
 

Geleneksel Türk Tiyatrosunda yazılı kaynaklara pek rastlanmamaktadır. Yazılı ilk örnekler Tanzimat Edebiyatıyla birlikte görülmektedir. Geleneksel Türk tiyatrosu genellikle seyirlik geleneği üzerine kurulmuştur. Tarihi uzun yıllara dayanan bu tiyatro Sözlü Tiyatro ürünleri olarak değerlendirilmektedir (KaragözHacivat,meddahlık…)” (Çalışlar, 1995:220).

 

Çağdaş Türk Tiyatrosu
 

“Türk tiyatrosunun ilk yazılı örneklerinin verildiği dönem batılılaşmanın ivme kazandığı Tanzimat dönemine rastlamaktadır. Geleneksel Türk tiyatrosunun temel oluşturduğu bu tiyatronun ilk örneği Şinasi tarafından yazılmış olan “Şair Evlenmesi” adlı eserdir. Tanzimat’la birlikte atılan bu adım Çağdaş Türk tiyatrosunun da sistemi olarak doğuşuna neden olmuştur. Bundan sonra dünya tiyatrosundaki gelişimler ve değişimler Türk tiyatrosunu da etkilemiş ve Türk tiyatrosunda köklü değişimler yaşanmıştır” (Kartal, 2016:15).

Diyarbakır Yöresi Halk Oyunları Kültürüne Genel Bakış

Diyarbakır yöresi halk oyunları halay türüne ait olup kadın, erkek ve karma şekilde icra edilmektedir. Yöre oyunları genel olarak toprak, su, doğa, tarım, hayvan ve üretim ile ilişkilerini, aşk, sevgi, coşku, sevinç, kavga, savaş, ağıt, birliktelik, kardeşlik, dayanışma konu ve temalarını içermektedir. Bu konu ve temalar hareket, jest ve mimiklerle anlatılmakta olup yöre oyun ve müziklerinin çok sayıda varyantıyla karşılaşmak mümkündür.

Oyunlar abartı, zorlama ve yapmacılıktan uzak olup doğal ve içten geldiği gibi icra edilir. Oyunların icrasında genel olarak sertlik, kıvraklık ve dinamiklik mevcut olup canlı ve buna bağlı olarak da heyecanlı ve büyüleyicidir. Bunun yanı sıra oyunlardaki vakurluk, ağır başlılık, akıcılık, zenginlik, çeşitlilik oyunları sıkıcı olmaktan çıkarmaktadır. Sert bir şekilde icra edilen her hareketin içinde gizli bir yumuşaklık ve estetiklik vardır. Oyunlar sözlü ve sözsüz olmak üzere iki şekilde icra edilmektedir. Yöre oyunlarının çoğu orijinalinde sözlü olmasına rağmen sözlerin kullanılmaması neticesinde günümüzde sözsüz olarak icra edilmektedir. Sözlü (türkülü) oyunları icra açısından üç gruba ayırabiliriz:

1.   Tek kişi. Oyun esnasında bir kişinin (solist) türküyü söyleyerek icra edilen oyunlardır.

2.   Tek kişi ve grup. Oyun esnasında bir kişi türküyü söylerken diğer oyuncular grup halinde diğer sözü veya nakarat kısmını söylerler.

3.    İki grup. Oyun esnasında sözler iki grup tarafından karşılıklı deme-çevirme tarzında söylenir. Bu tarz oyunlarda genel olarak oyunlar da iki grup halinde icra edilir.

Her üç modelde yöre de günümüzde halen kullanılmaya devam etmektedir.

Oyunlar nişan, kına geceleri, düğün, sünnet, bayram ve özel zamanlarda oynanır. Bununla birlikte yörede sohbet ve eğlenme amaçlı gidilen yerlerde de halk oyunları oynanır. Yörede eyvanlı evlerde eğlence amaçlı bir araya gelinen ve “Velime” adı verilen özel eğlencelerinde de halk oyunları icra edilir. Velime kelime anlamı özel olarak verilen yemekli ziyafettir. Bu yemekte ve eğlenc, şehrin gündemi, sorunları, şiir, sanat gibi konular da konuşulur. Her hafta bir evde yapılan bu toplantılara, toplantıyı tertipleyenlerin dışında şehrin ileri gelenleri, şairler, edebiyatçılar, tarihçiler, halk bilimcileri müzisyenler misafir olarak davet edilir.

Yemekler yenildikten sonra şehrin sosyal, kültürel, ekonomik meseleleri konuşulur. Fakir ve yoksullara yardım etmek için kararlar alınır. Bu kararlar daha sonra şehrin mülki amirine iletilirdi.

 Velime gecelerinin açılışı halk oyunlarıyla yapılır ve ardından müzik ile devam eder, hatta bu güzel sohbetler için özel davul zurna bile temin edilir (Sınır, 2011, ss:743-747).

Yöre oyunları çizgi, daire ve serbest (oyuncuların istedikleri yere serbestçe ve karışık olarak dolaşımı) olmak üzere üç formda icra edilir.

Diyarbakır merkez, ilçeler ve köylerde yıllarca çeşitli nedenlerden dolayı, uzman kişilerin bölgeye gitmemesinden mütevellit alan araştırması ve derleme çalışmaları da istenilen seviyede yapılamamıştır. Buna bağlı olarak da yörede az sayıda oyun bilinir ve oynanırdı. Farklı zamanlarda yapmış olduğumuz alan araştırmaları, derlemeler, yöre oyun ve kültürüne sahip kaynak kişilerle yaptığımız birebir görüşmeler doğrultusunda bunun böyle olmadığına ulaştık. Bu çalışmalar sonucunda yörede 20’nin üzerinde “seyirlik oyun” olduğunu tespit ettik. Bu oyunların genel ve yöresel isimleri ile birlikte şunlardır:

1.     Sal (Kelek)

2.     Musa Amca (Ape Mus)

3.     Faris Amca (Ape Farıs)

4.     Sınır (Sinor)

5.     Bir Kuş Cinsi (Pepuk)

6.     Cirit

7.     Çizik (Çize)

8.     Taş Oyunu (Gogo)

9.     Köse (Kose)

10.  El Değirmeni (Destar)

11.  Kenger Sebzesi (Kenger)

12.  Kelle Paça (Seru Pe)

13.  Yeni Yıl (Sere Sale)

14.  Develerin Kavgası (Şere Deva)

15.  Kaplumbağa Kavgası (Şere Kusiya)

16.  Kına Gecesi (Şeva Hınne)

17.  Damat Gezdirmesi (Gerandına Zavâ)

18.  Kurt Kuzu (Gür u Péz)

19.  Hırsızla Hayvan (Dız u Pez)  

20.  Kurtla Tilki (Gür u Rovi)    

21.  Çiftle Harman (Cot u Bender)   

22.   Buğday Dövme (Dankut-Mirkut)

 

Diyarbakır Yöresi Kelek (Sal) Oyunu

Yörede oyunun hikâyesi şu şekilde anlatılır. Sal’a yörede kelek denilmektedir. Suyun üstünde üstüne binilen ve su aracı vazifesi görevi gören bir araçtır.

Asurlulardan günümüze kadar 2500 yıllık geçmişe sahip Kelekçilik yöremizin temel mesleklerinden ve geçim kaynaklarından biri olmuştur. Dicle (Tiğris) nehrinde Kelek eski bir ulaşım ve yük taşıma aracı olarak kullanılmış ve bu mesleği icra edenlere yörede, ‘Kelekvan veya Kelekçi’ denilir. (Röportaj, Elaltunbay Yaşar, Tekin Remzi, Mahalli Yöre Eğitmenleri)

 

“Yörede birçok ticaret kaynağı mevcuttur. Tarım, hayvancılık, tekstil gibi. Tarihin her döneminde ticaretin merkezi olan Diyarbakır’dan Irak’ın Basra ve Bağdat kentlerine gıda ve her türlü ihtiyaç malları rüzgârın uygun esmesi durumunda 20 günlük Kelekle yolculuktan sonra ulaşılırmış. Savaş dönemlerinde de silahlar yine bu ulaşım yöntemiyle ulaştırılırmış. Yükler boşaltıldıktan sonra kelekler sökülerek malzemeleri orada satılmış. Elde edilen parayla da kiralanan Makkari Develeri ile kelekçiler tekrar Diyarbakır’a dönerlermiş” (GÜLDOĞAN, 2011: ss 354-361). Özellikle o dönemde ipek ürünle çok kıymetli imiş ve bu ürünler Diyarbakır ilinde üretilip çevre bölgelere Kelekler aracılığıyla dağıtılırmış.

“Bir vakitler tonlarca yük, Dicle üstünde Keleklerle taşınırmış. Diyarbakır bedenlerine bakan Fiskaya Limanı’na yanaşan tüccarlar, gayet iyi korunan sur kapısından alayı vala ( Gösterişli, Tantanalı) ile şehre girerlermiş. Her bir Kelek, şişirilmiş hayvan derisinden tulumların üstüne dizilmiş sırıklarla yapılır ve nehir üstünde rahatça hareket edebilen bu sallar sayesinde Diyarbakırlı tüccarların malları, Güney Mezopotamya’nın içlerine kadar kolayca taşınırmış. Binlerce yıldır Mezopotamya’nın kuzeyinden yükledikleri en değerli malları, en zarif dokumaları, en gösterişli mücevherleri, pamuğu, ipeği, yünü ve türlü gıda maddesini güneydeki Basra Körfezi’ne kadar bu Kelekler götürürdü. Yol boyunca tarihte iz bırakmış kentlere uğrar, mallarla birlikte kültür de taşırlarmış. Diyarbakır’a gelen kervanlar gibi Dicle boyunda süzülen Kelekler de şehrin ticaret hayatında önemli yer tutarmış” (Yurdalan, 2011:56).

 “Keleğin yapımı, Keçi ve koyun tulumları nefesle şişirilip yan yana bağlandıktan sonra, üzerine sırıklardan yaklaşık 75’er cm ara ile sağlı sollu kirişler konularak, onun da üstüne ince çubuklar dizerek oluşturulan dört köşe sala verilen isimdir. Kelekin tarihçesi 2500 yıl öncesine, Asurlular’a uzanmaktadır. Kelek Mezopotamya’da özellikle Dicle’de kullanılmıştır.

“Dicle nehrinin ismi, Sümerce; İdigna, Akadca İdiklat, İbranice Hiddekel, Farsça Tigra, Arapça Dijla,  Latince Tigris  olarak  adlandırılmıştır.  Dicle  nehrinin  uzunluğu  kaynağından itibaren yaklaşık  1900 km’dir.  Dicle,  yapısı  gereği  ve  birçok kolları olması nedeniyle Fırat’tan daha çok sele  neden olmuştur. Yıl içinde su seviyesi iki katına kadar artmaktadır. 1954 Yılında su seviyesi normalin 5 katına kadar  çıkmıştır.

Su  miktarlarında  bu  kadar  değişiklik olması nedeniyle yaz aylarında  Dicle  nehri   üzerinde  diğer   nehirlerde   pek  görülmeyen  adacıklar  oluşur.  Yukarı Mezopotamya’da  Dicle, Fırat’tan daha yüksek rakımda olmasına rağmen, güney Irak’ta Dicle’nin Yatağı   Fırat’tan   daha   aşağıdır  ve  iki  nehir  arasındaki  kanallarla  su  batıdan

Doğuya  doğru akmaktadır” (Yurdalan, 2005: 95).

 

Dicle nehri’nde kelekler üç farklı amaç için kullanılmıştır;

1.     Kelek ile geziler düzenlenmiştir. Aileler Dicle nehri üstünde geziler yapmıştır.

2.     Kelek ile nehrin karşısına geçilip odunlar kırılıp şehre getirilip satılmış, odunculuk mesleği icra edilmiş ve geçim kaynağı olmuştur.

3.     Kelek, Tüccarların en değerli malları, en zarif dokumaları, en gösterişli mücevherleri, pamuğu, ipeği, yünü ve türlü gıda maddesini güneydeki Basra Körfezi’ne kadar götürmüştür. Bir vasıta olmuştur adeta.

4.     Kelek, yöre eğitmenleri tarafından sahneye taşınmış bir seyirlik oyun olmuştur.

Kaçak şekilde odun kesmenin yasak olması ve cezai işlemin uygulanmasından dolayı taşıma işlemi gece yapılır. Getirilen odunlar satılır ve odun kırıcıları odunları kırarlar. Odun kırıcılık da geçim kaynaklarından birisi olarak yaşamda yer almıştır.

 

 

Aynı zamanda Odunculuk yaparak ve Dicle nehri üzerinde keleklerle düzenlenen gezilerden kazanılan parada Aileyi geçindirmeye kaynak olmuştur.

Kelek oyununun oynanış biçimi ise şöyledir;

“Oyunda önde bir kelekçi (kelekvan) olup elinde keleği götüren bir kürek bulunur, bir metre civarında arada bir boşluk vardı ve diğer oyuncular eğik, birbirinin omuzundan tutarak sağa ve sola doğru adımlar kullanırlar. Kişi sayısı isteğe bağlı ve sahne durumuna göre değişiklik arz eder. Keleğin başındaki oyuncu gibi aynı zamanda sonunda da bir oyuncu baştaki oyuncu gibi kürekle keleği çeker” (Röportaj, Selim ÇEVİK, Diyarbakır’da, 2003).

Nehirden karşıya Kelekle geçilir ve odun kırma işlemi tamamlanır, bu işlemin ardından geldikleri şekilde bu defa geriye tekrar başlama noktasına doğru yola çıkarlar. Nehirde karşıdan karşıya geçerken yapılan işlem dönüş yolunda da aynı figürlerle oyun icra edilerek son bulur.

“Bu oyun içerisinde hem Kelekle insan taşımacılığı, hem de odun kırarak bir meslek bir ticaret anlatılmıştır. Davul zurna eşliğinde serbest ezgi formunda icra edilir” (Tantekin, 2004:38).

Kelek oyununu ilk derleyen ve sahneye getiren Diyarbakır’da yaşamış, Selim ÇEVİK (Mamoste) tarafından, 1983 Diyarbakır Lisesi Halk Oyunları Topluluğunda sahneye getirilmiştir.

Daha sonra 1986 yılında Yöre Eğitmenlerinden Mehmet TEKİN (Ape Mus) tarafından Diyarbakır Cumhuriyet Lisesi Halk Oyunları Topluluğunca Kayseri ve Diyarbakır illerinde çeşitli festivallerde sergilenmiştir. Ayrıca bu topluluk Kelek oyununu Milliyet Gazedtesi Halk Oyunları Yarışmasında da sergilemiştir.

Diyarbakır Belediye Başkanlığı ve İl Kültür Müdürlüğü Halk Oyunları topluluğu, Eğitmenleri Sıddık ALGÜL, Celal LAYIK tarafından da bu 1986 yılında oynanmıştır.

Son olarak, 2019 Yılında Diyarbakır ili, Kayapınar İlçesi Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde, Eğitmen Yaşar ELALTUNBAY ve Muhittin Bakır eşliğinde sahnede icra edilmiştir. Birazdan izleyeceğimiz videoda bu kişilere aittir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKLAR

BAYKARA, Tuncer (2001), “Türk Kültür Tarihine Bakışlar”, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara.

BAYKURT, Şerif (1976), “Türkiye’de Folklor”, Kalite Matbaası, Ankara.

GÜLBEYAZ, Kürşad (2018). “Hareket Bilimi ve Kültürel Açıdan Türk Halk Oyunlarının İncelenmesi (Türkiye Örneği)”, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Doktora Tezi.

GÜLBEYAZ, Kürşad (2019). “Karşılama Türü Türk Halk Oyunlarında Kullanılan Ana Kasların Kinesiyolojik Açıdan İncelenmesi”, 5. Uluslararası Müzik ve Dans Kongresi Bildiriler Kitabı, 22 – 26 Temmuz, Sayfa 130.

GÜLBEYAZ, Kürşad ve UZUNKAYA Eyüp (2009). “Geleneksel Türk Kültüründe Türk Halk Dansları”, 7. Uluslar Arası Türk Dünyası Sosyal Bilimler Kongresi, 9-11 Haziran, Sayfa:287.

ÇELEBİ, Erkan, (1992), Başlangıçtan Günümüze Dünya Tiyatrosu, Düşünen Adam Yayınları, İstanbul.

KÜÇÜKTOPUZLU, Faik ve TEKİN, Abdullah (2001), “Turizmde Animasyon Çerçevesindeki Türk Gecelerinin Rehabilitasyonu”, Türk Folklorunun Turizm Açısından Değerlendirilmesi Sempozyumu Bildirileri, 19-21 Ekim 2000, İstanbul, Kültür Bakanlığı Yayınları:2652, Halk Kültürünü Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Yayınları:318, Seminer-Kongre Dizisi:65, ss:80-84, Ankara.

ONUK, Taciser, AKPINARLI, H. Feriha ve ORTAÇ, Hülya Serpil (2003), “Balkan Ülkelerinden Bulgaristan ile Anadolu Türk El Sanatlarının Ortak Özellikleri”, Halk Kültürlerinin Uluslararası İlişkilere Katkısı Sempozyumu Bildirileri, 12-14 Aralık, İstanbul Üniversitesi, Motif Vakfı Yayınları:3, ss:177-191, Pınarbaş Matbaası, İstanbul.

KARTAL, M. Ali (2016), Tiyatro nedir? Tiyatro Tarihi ve Türk Tiyatrosu, İstanbul

ÖNGEL, Hasan Basri (2001), “Uygulama Nedenleri Dolayısıyla Halk Oyunlarında Görülen Yozlaşmalar”, Türk Folklorunun Turizm Açısından Değerlendirilmesi Sempozyumu Bildirileri, 19-21 Ekim 2000, İstanbul, Kültür Bakanlığı Yayınları:2652, Halk Kültürünü Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Yayınları:318, Seminer-Kongre Dizisi:65, ss:88-112, Ankara.

YALMAN (YALGIN), Ali Rıza (2000), “Cenupta Türkmen Oymakları I”, Hazırlayan: Sabahat Emir, Kültür Bakanlığı Yayınları:256, Yayımlar Dairesi Başkanlığı Kitaplar Dizisi:12, 3. Baskı, Hassoy Matbaacılık, Ankara.

DÜZGÜN, DİLAVER, Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Türkler, Cilt: 15 Sayfa: 487-496.

ÇALIŞLAR, Aziz (1995), Tiyatro Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara.

GÜLDOĞAN, Vedat, (2011), Diyarbakır Müziği, Ankara, Kripto Yayınları,

GÜLDOĞAN, Vedat, (2011), Diyarbakır Folkloru, Ankara, Kripto Yayınları,

SINIR, İsmail (2011), “Diyarbakır’da Geleneksel Eğlence; Velime Geceleri”, Halk Kültüründe Eğlence, Uluslararası Halk Kültür Sempozyumu, 11-13 Aralık 2009, Kocaeli Üniversitesi, Motif Vakfı Yayınları:10, ss:743-747, İstanbul.

NUTKU, Özdemir (1998), “Çocuk Oyun Tiyatro”, Özgür Yayınları, İstanbul.

YURDALAN, Özcan, (2011) Çarşılarla Anadolu, T.Halk Bankası Yayını, İstanbul,

Sayfa:56.

YURDALAN, Özcan, (2005) Ahşap Fanus, Ağora Kitağlığı, İstanbul,

Sayfa:95.

TANTEKİN, Muhsin, (2004),Diyarbakır yöresi oyun adları, çalgı aletleri, giyim, kuşam, takı ve aksesuar, MEB çalıştayı, Ankara.

ÇETİN İslam, ŞENGÜL Celil, ÇETİN İlhami, KULAKSIZ M. Salih, (1994)Diyarbakır Halk Oyunları Giysileri, Ankara.

NARİN, Ali, (2005)Giysi, Takı, Aksesuar, Süslenme, Araştırma Notları.

 

RÖPORTAJ

Muhsin TANTEKİN, 1957, Emekli Öğretmen, Araştırmacı, Hakem. Röportaj yeri Diyarbakır, yılı 2020.

Ahmet Gülli ALTUNTEN, 1960, Eski Hakem, Oyuncu. Röportaj yeri Diyarbakır, yılı 2019.

Mehmet KAYA, 1963, ( Körtepeli Mıheme), Dengbej, Mahalli Oyun Eğitmeni. Röportaj yeri Diyarbakır, yılı 2018.

Remzi TEKİN, 1965, Oyuncu, Mahalli Oyun Eğitmeni. Röportaj yeri Diyarbakır, yılı 2007.

Yaşar ELALTUNBAY, 1966, Oyuncu, Mahalli Oyun Eğitmeni, Emekli. Röportaj yeri Diyarbakır, yılı 2019.

Sıddık AKGÜl, 1954, Araştırmacı, Gazeteci, Yazar, Röportaj yeri Diyarbakır, yılı 2001.

Selim ÇEVİK, (Mamoste), 1958, Araştırmacı, Röportaj yeri Diyarbakır, yılı 1999.

Mehmet TEKİN, 1959, (Ape Mus), Araştırmacı, Usta Öğretmen, Röportaj yeri Diyarbakır, yılı 20010.

Ramazan TEKEŞ, 1965, Oyuncu, Mahalli Oyun Eğitmeni, Röportaj yeri Diyarbakır, yılı 2019.

Muhittin BAKIR, 1968, Oyuncu, Hakem, Röportaj yeri Diyarbakır, yılı 2019.

İNTERNET KAYNAKLARI

http://www.diyarbekir.com/halkoyunlari.asp

www.tdk.gov.tr

İlgili Terimler :

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz