DİYARBAKIR

 

Uzun tarihi ve estetik mimarisi ile Diyarbakır Surları

 

Güneydoğu Anadolu bölgesinin bir ili olan Diyarbakır, Türkiye’nin en kalabalık on ikinci şehridir. 2017 sonu itibarıyla 1.699.901 nüfusa sahip olan kent, tarihi geçmişi ile göz dolduruyor. Öyle ki bazı kalıntılar ve yeni keşfedilen bazı antik kalıntılar, şehrin gizemli geçmişini gözler önüne seriyor.

Diyarbakır’ın Etimolojisi

Diyarbakır, tarih öncesi dönemlerden kalma antik bir yerleşim yeri olup her dönemde önemini korumayı başarmış bir kenttir. Anadolu ile Mezopotamya Avrupa ile Asya arasında doğal bir geçiş yolu, köprü görevi üstlenmiş tarihi kent, farklı uygarlık ve medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. M.Ö 200 “Amidi Asur Hükümdarı” Adad-Nirari’ye ait kılıç kabzasında şehrin adı “Amid” veya “Amidi” olarak geçmektedir. Tarihi uzun dönemler öncesine dayanan Diyarbakır, Roma ve Bizans hükümdarlıklarının kayıtlarında da yer almaktadır. Bu döneme ait kayıtlarda şehrin isimleri “Amid, O’mid, Emit, Amide” şeklinde geçmektedir. Daha sonraki dönemlerde (11. Yüzyılda) yöreye gelen Türkmenler, şehirdeki yapılarda kullanılan siyah renkli taşlardan dolayı buraya “Kara Amid” demişlerdir. Arapların şehri egemenlikleri altına aldıkları dönemlerde “Diyar” (ديار) ve “Bekr” (بکر) adı ile anmışlardır. Zaman içerisinde farklı uygarlıklar ve egemenliklere tanıklık eden kent, Osmanlıların son dönemlerine kadar “Diyarbekir” olarak anılmış, 1867 yılından sonra vilayet olması ile bu isim yavaş yavaş kullanım dışı kalmıştır. 1937 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün trenle Diyarbakır’dan Elazığ’a geçtiği gece yapılan bir tartışmadan sonra Türk Dil Kurumu’na (TDK) gönderilen bir telgrafla isim tartışması başlamış ve en nihayetinde kentin ismi o günden sonra “Diyarbakır” olarak anılmaya başlamıştır.

 

Diyarbakır Tarihi

Amida, Amid, Kara-Amid, Diyar-Bekr, Diyarbekir ve Diyarbakır olarak tarihi boyunca farklı isimlerle anılan kent, güneydoğu Anadolu bölgesinin orta bölümünde “El-Cezire” denilen Mezopotamya’nın kuzey kısmında yer almaktadır. Yontma taş ve Mezolitik dönemlerde Diyarbakır ve çevresinde var olan mağaralardan buralarda yerleşim yeri olduğu anlaşılmaktadır. Eğil-Silvan ve Ergani ilçelerinde yapılan arkeolojik kazı çalışmalarında, kentin tarihinin tarih öncesi dönemlere kadar uzandığı tespit edilmiştir. Eğil-Silvan yakınlarındaki “Hassun”, “Dicle Nehri” ve kolları üzerinde yapılan çalışmalar, Ergani ilçesinde “Hilar Mağarası”nda yapılan arkeolojik kazı çalışmalarında kentin tarihinin Yontma Taş ve Mezolitik devirlere uzandığı anlaşılmıştır. Diyarbakır’ın 65 km. kuzeybatısında yer alan Ergani ilçesi yakınlarında yer alan “Çayönü Tepesi” kazılarında elde edilen bulgularda, dünyanın en eski köyünün burası olduğu kanıtlanmıştır. Yapılan arkeolojik kazı çalışmalarında burada yaşayan insanların zamanla “göçebelik” hayatından yerleşik hayata geçtikleri, avcılık ve toplayıcılık yaptıkları anlaşılmıştır.

Diyarbakır’da kurulan egemenlik ve uygarlıklar

Tarihi, tarih öncesine dayanan Diyarbakır, birçok medeniyete beşiklik ederek günümüze kadar gelmeyi başarmış bir kenttir. Diyarbakır merkezinde (günümüzde “Sur” ilçesi olarak adlandırılan bölüm) MÖ 3000 Hitit ve Hurri-Mittani egemenliği hakim olmuştur. MÖ 1260 yıllarına kadar egemenliğini devam ettiren Hitit ve Hurri Mittani Egemenliklerinden sonra kentin yönetimi sırasıyla; Asurlular, Aramiler, Urartular, İskitler, Medler, Persler, Makedonyalılar, Selevkoslar, Partlar, Ermeniler,Romalılar, Sasaniler, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Şeyhoğulları, Hamdaniler, Mervaniler, Selçuklular, İnaloğulları, Nisanoğulları, Artuklular, Eyyübiler, Moğollar, Akkoyunlular, Safeviler ve Osmanlılar’ın egemenliği altına girmiştir.

Asurlar döneminde kent bölge valilik merkezi konumuna alınmış, Milattan sonra I ve II. Yüzyıllarda Romalılar ile Partlar arasında savaşlara tanık olan kent, Romalıların savaşı kazanmasıyla Roma egemenliğine girmiştir. Roma İmparatorluğu’nun uzun dönemler hâkimiyet kurduğu Amed (Diyarbakır’ın bir diğer ismi) daha sonra Bizans İmparatorluğu egemenliğine girmiştir. Bu dönemde de çeşitli savaşlara tanık olan kent, Hz. Ömer’in Suriye ve İran’ı fethetmesinden sonra Anadolu’ya sefer düzenlemesi ile Diyarbakır İslam egemenliği altına girmiştir. Dicle Nehri kenarında kurulan Diyarbakır’ın önemli bir kent olmasının en büyük nedeni elbette şehrin surlarla çevrili olmasıdır. Sağlam bir sığınak veya kale olarak kullanılabilen antik kent, bu özellikleri ve Anadolu ile Mezopotamya Avrupa ile Asya arasında doğal bir geçiş yolu olması, gözde kent olmasının en büyük nedenlerinden biridir. Halit Bin Velid, Diyarbakır’a gelen “ilk İslam Komutanı” olarak bilinmektedir. İyaz bin Ganem komutasında fethedilen Diyarbakır, bu tarihten sonra günümüze kadar İslam toprağı olarak kalmıştır.

İyaz B. Ganem: Bedir, Uhud ve Hendek savaşları başta olmak üzere Hz. Muhammed’in (s.a.v) tüm gazve ve seferlerine katılmış bir sahabedir.

Diyarbakır’ın İslam’a girişinden sonra tanık olduğu egemenlikler

869-899 yılları arasında Diyarbakır ve çevresinde Şeyhiler Hânedânı hüküm sürmeye devam etmiş, bu dönemlerden sonra “Halife Mütazıd” bu hakimiyete son vermiştir. 990 yılına gelindiğinde kente hâkim olan Hamdânîler, 100 yıllık bir hakimiyetten sonra 1096 yılında egemenliği Mervaniler’e bırakmışlardır. 1071 Malazgirt Savaşı’ndan önce Diyarbakır’a gelen Alparslan’a tabii olan Mervaniler, Melikşah dönemine kadar kentin egemenliği elinde tutmuşlardır. Bu dönemden sonra ise kente “Suriye Selçukları” hakim olmuştur.

Selçukluların yönetiminde uzun süre kalan Amid, bu dönemden sonra Eyyûbî lideri Melik Kâmil tarafından şehrin egemenliği ele geçirilmiştir. 1259 yılına kadar devam eden Eyyûbi hakimiyeti, bu dönemden sonra yerini İlhanlılara bırakmıştır. Bir dönem “İlhanlılar” yönetiminde kalan Diyarbakır, daha sonra Artukoğulları egemenliğine girmiş, 1041 yılına gelindiğinde yeniden el değiştirerek Safeviler egemenliğine girmiştir. Kente en önemli Türkmen yerleşimi de Safeviler ve Artuklular döneminde gerçekleşmiştir.

Uzun dönem farklı egemenliklere beşiklik eden Diyarbakır, Safevilerden sonra 1507-1515 yılları arasında yine çetin savaşlara tanıklık etmiş, Anadolu Beylikleri, Memlûkler İran-Safevî devletleri arasında paylaşılmaya çalışılmıştır. Osmanlı dönemine gelindiğinde Yavuz Sultan Selim döneminde  (15 Eylül 1515) yılında Diyarbakır başta olmak üzere tüm Güneydoğu Anadolu bölgesi Osmanlı egemenliği altına girmiştir.

 

Osmanlı Döneminde Diyarbakır’ın Önemi

Tarihin ilk zamanlarına tanıklık ederek Osmanlı dönemine kadar gelen Diyarbakır, her dönem önemli bir kent olmayı başarmıştır. Osmanlı döneminde, devletin önemli eyaletlerinden biri konumunda olan kent, doğuya sefer yapan orduların “hareket üssü” olarak kullanılmış, I. Dünya savaşına kadar vakarlı bir duruş sergilemiştir. I. Dünya Savaşı’nın patlak verdiği dönemlerde kentte; salgın, hastalıklar, yangın ve sefalet gibi bir takım olaylardan dolayı imar, sosyal ve kültürel alanda büyük gerilemeler yaşanmıştır. 1950 yılından sonra kent yeniden restore edilmiş, hastaneler, yollar ve modern yapılar inşa edilerek şehir yeniden ayağa kaldırılmıştır.

Cumhuriyet döneminde Diyarbakır

Uzun soluklu tarihi ve estetik mimarisi ile günümüze kadar gelmeyi başaran Diyarbakır, Osmanlı devletinin yıkılmasından sonra Cumhuriyet döneminde yine önemini korumaya devam etmiş, 2 Eylül 1993’te çıkarılan 504 sayılı kanun hükmünde kararname ile büyükşehir unvanı kazanmıştır.

error: Bu yazıyı kopyalayamazsınız !!