Niye sizin Melikahmet hamamında tapunuz mu var?

25.07.2020

Kişi Okumuş

0 Yorum

Niye sizin Melikahmet hamamında tapunuz mu var?

Niye sizin Melikahmet hamamında tapunuz mu var?

Bu sıcak yaz günlerinde terlediniz, artık her evde bir banyo imkânınız var. Kimisi çok lüks bir jakuzide kaliteli bir jel ile, kimisi fayans bile olmayan beton bir zeminde sabunlada olsa imkanları nisbetinde yıkanıyor, 1968 diyarbekirinde her evde banyo yoktu. Hamamlar erkek ve kadın hamamı diye ayrılırdı. Hamama gitmek hanımların bütün günleri aldığından bunun bir kısmını eğlenceli hale getirmek gerekliydi.

Her Cuma sabahı Remziye Hanımın bohçalarını düzenli olarak Melikahmet hamamına götüren Natra ları gören ev taşınıyor sanırdı. O günün sabahında büyük bir telaş yaşanıyordu. Herkes sabahtan ayaklanmıştı. Kaynanası Nono Dada (Diyarbekir suriçinin yarısının ebesi olan Ebe kamile Özavci)Yine gelinine  emirleri sıralıyordu. ‘’Gün öğle olmiş soyha Remziye yatahta yati, hade kag çocuhlara biraz şire üzümü koy, habenisk çorbasını yap, hemamdan gelince hazır olsun’’ Hamama gidecek eşyalar kocaman bir çarşafın içine konuluyordu. Diyarbekir hanımlarının hamamda vazgeçilmezi Bakır kildan kabına lif’ini, ikisi farklı dişleri olan fildişi taraklar, kesesini topuk taşını, Job marka jilet bakır kildanın kilidi kapatıldı. Remziye hanım Henüz kimyasal şampuanlar tanışmadığından daha sağlıklı olan hakiki zeytin yağından yapılmış yeşil Nizip sabununu, hamam tahtasını, mayhoş elmayı, Ergani şire üzümünü Oya iğneleriyle süslenmiş nakışlı çarçafı. Hamama götürecek Natra Gulê baco’ya teslim etti. Komşuları İrma hanımda aynı telaş içindeydi. Bekar olan kız kardeşi Şake sordu? ‘’hemam torbasini hazirliyam,  ne bırahayım içine?. İrma çok kızdı ‘’ Gelinlik kız oldun, ma niye bilmisen, o boyda kalmiyasan. Ayşo Baco gelir şimdi. Kilimi,  Kımıtlarimizi (büyük boy havlu), hemam tasinı, badiyeleri, kildani, eyicene yerleştir bohçaya. Elin tez tut’’

O sırada Zaza Menevşe Hanım da kapıdan onlara laf yetiştiriyordu. ‘’Kolay gele bacım, işiz bitmedi? Dünegin hemama gettim sen göreydin, ele kalabalıktı anlatamam. İnsanlar tıkış tıkış, tas tasın üstüneydi, helal gettim, heram geldim. Allah o mıtrıp karilari ala belki. Bi tas su için kavga ediler.’’ İrma hazırlanırken bir yandan laf yetiştirmeye çalışıyordu. ‘’Yoh komşi bizim günümüz de o karilar yohtur. Benim curunum özeldir, İstisen sen gel hemam parani verirem’’

İrmanın hamam bohçası daha gösterişliydi. Hamama giden kadının bohçasının rengine, kumaşın türüne ve bohça üzerindeki nakışa bakarak onun sosyal konumdaki yerini kestirmek mümkündü. 1968 yıllarının Melikahmet hamamında Gulê baco hamama gidecek olan ailenin evine gider, bohçasını alıp hamama getirerek yerlerini ayırırdı. Hangi ailenin hangi gün hamama geleceğini biliyordu. Natra Ayşo baco, Natra Gulê  ağırlaşmış bohçaların yüklerin altında önden yavaş yavaş yürümeye başladılar. İrma, Süryani Sare Hanım, Zaza Menevşe, Sari pişonun annesi Remziye Hanım  ilerlemeye başladı. Diyarbekir Geleneklerinin vazgeçilmezi Halvetiyle Natra’sıyla, tellakıyla takunyasıyla tepeden tırnağa güzel bir hamam sefası yapmaya gidiyorlardı.

Osmanlı döneminde salgın hastalıklarından kentte yaşayanları korumak için şehirde her kapının yakınında bir hamam vardı. Diyarbekir’e gelen yabancıların zorunlu olarak yıkandığı.  Ondan sonra da şehre girmelerine izin verilen Diyarbakır surlarında kente girişi sağlayan eski adı rum kapı olan Urfakapı’nın yakınında hamamlardan birisine gidiyorlardı.  15 yüzyılda Melek Ahmet Paşa tarafından yapılan bu muhteşem eserin içinde o günkü curcuna başlamıştı. Natra Ayşo Baco İrmanın Bohçasını hamamın tahta zeminine kendisi teşrif etmeden önce açtı hazırladı. En altta evdeki çaputlardan dokunmuş bin bir renkte hamam kilimini üstüne beyaz saten döşeme onun üstüne de Abbas Ağanın küçük kızı Nurhan Hanımın, Kuşkusuz Diyarbekirin en güzel gözlere sahip bakışlarıyla bir haftada özenle işlediği, düğününde hediye ettiği oyalarla süslenmiş çitmeyi özenle serince kocaman bir demir lira bahşişi hak etmişti.

İrma altta beyaz peştamal onun üstüne aynı zamanda Osmanlı saraylarının gözdesi olan 16. yüzyıldan beri Diyarbekir’de dokunan el tezgahların da dokunmuş padişahların da değerli giysileri olan kutni kumaştan renkli peştamalı vücuduna sardı. Telkari ustası Süryani Samuel’e modelini tarif ederek yaptırdığı kendisinin çocuklarına gül, çiçek ve sevimli hayvan motifleri ile süslü gümüş kakmalı nalınları giydiler. Zenginle fakirin ayırımının daha fazla olduğu hamam sefalarında İrma’nın kardeşi Şakede daha pahalı olan halhallı Sedef kakmalı nalını giydi, tahta nalınlı Zaza Menevşe’yi kıskandırmak için bir mani söyledi.

“Ayağına geydim sedef nâlini

Guşandım belime Acem şâlini

Aşka düştüm kimse bilmez hâlimi”

Şake ve İrma süslü püslü üç kızı resmigeçide hazırdılar.

Alipaşa mehleliler birbirlerini dürterek Beline kadar sarı saçları, endamlı yürüyüşüyle sanki sahneye çıkan İrma ’in ardından baktılar. ’’Haço gene havasını ati’’ diye fısıldayan kıskanç bakışlar altında hamamın soğukluk bölümünden geçti. Hiç bir ressamın çıplak olan irmayı Antik Yunan’dan beri ruhani olarak bilinen güzelliğin takipçisi nü tablosunda,  ihtişamlı bir şekilde resmedemezdi. İrma üç kız çocugu Maria, Arşaluys. kucağındaki iki yaşındaki Anjel ile aylık kapattığı curununa buğulu sıcakların içinde doğru ilerledi. Kildanı, gümüş hamam tasını, hamam tahtasını Gulê baco önceden curununa bırakmıştı. İrma hamam tasına bir miktar kuru kil koyup sulandırdı.   saçlarını killi bir toprakla yıkadı. Daha önce yeşil Nizip sabunuyla yıkanmış saçlarına çamur halindeki kilden avuç avuç sürüp, sonra da başının üzerinde toplanarak kille iyice çitiledi. Çitilenmeden sonra, saç suyla iyice duruladı. Kil saçlara parlaklık ve yumuşaklık verdi. Artık daha güçlü saçları vardı. Son kez yıkanıp Çıkma zamanı geldiğinde Hamam sefasının sonuna gelmişti., musluğun altına tuttuğu hamam tasını diğer eliyle kırk defa vurdu ve sonra da tastaki suyu başından aşağı döktü. böylece kırklandı, paklandı. Son sular dökülürken Natra Gulê baco elinde kımıtlarla bekledi ‘’Şifalar olsun, İrma Hanım’’ dedi. İkinci bahşişini Sümerbank basmasından yapılmış kesesine koydu. İrma etrafa gözünü gezdirdi, kendisinden yaşça büyük tanıdıklar aradı. Sırayla mahallenin yaşlılarına eğilerek saygı gösterdi.’’Elizi öpmüşem’’ dedi. El öpende sayılırsa hepsinin ayrı etnik kökenleri farklı dilleri olmasına rağmen Bu eşsiz karışım olan Türkçe, Farsça, Kürtçe, Ermenice, Süryanice, Zazaca‘nın  müthiş karışımından oluşmuş şiveleriyle Diyarbekir lehçelerdeki aksanlarıyla karşılık verdiler.

Altuncu zülküfün hanımı ‘’Yüzün öpmüşem. maşallah kız bemurad (murad,mutluluk almak deyimi). olmayasan görisen üç çocıg sahabi sanki hala genç kız gibi duri’’ İrma Hamamda yıkanmış ve üzerindeki nemin kuruması için kendisine ayrılmış özel bölümde dinlenmeye çekildi. Zaza Menevşe ‘’saç bağın gümüşlerem ‘’ diyen türküyü hatırlatan, gümüş boncuklardan saç bağıyla İrmanın saçını örmesine yardım ediyordu. Melikahmet hamamı aslı bulunmaz mimarisine sahip olmakla beraber bu şahşahalı günlerinin bitip virane olup üstüne beton dökülüp ebediyete kadar susturulacagının, mis kokulu bu hanımların tenlerinden dökülen zeytinyaglı Nizip sabunu kokan suların yerine peynir satıcılarının pis kokulu atık sularının döküleceğinin farkında değildi.

Aynı günde Süryani Sare Hanım’ın ortanca kızı Ardanuş’un gelin hamamı olduğundan Hamam o gün tarihi günlerinden birini yaşıyordu. Gelinin haftası olduğundan hamama getirdiler. Ardanuşa gelinlik giydirdiler, Süryani genç kızlar şamdanlardaki mumları yaktılar, ilahiler eşliğinde curunları bir bir dolaşıp büyüklerin elini öptüler. İrma’ın Bedeni tertemiz olmuş,kötü kokulardan kurtulmuş sıra ruhunu arındırmaya gelmişti. Pembe kadife kımıtlarına sarındı udunu elini aldı. Süslü Meyro evden özellikle getirdiği, egişiyle, (soba maşası) diğer genç kızlar hamamtasıyla eşlik ettiler. Eğlence başladı. Mayhoş elmalar, domatesli kebaplar şireli üzümler ve patlıcan turşuları yenirken herkesi nağmeleriyle coşturdu.

Gelinlik kızların artık kaynana arama zamanı gelmişti.. Arap Maviş ile Süslü Meyro karşılıklı oynamaya başladılar. Aslında onlar karşılıklı oynayan mahallenin aralarından su sızmayan iki arkadaş gibi gözükmesine aldanmamak gerekirdi. Neticede hangisinin daha önce evleneceğine dair dedikodular ve bahse tutuşanlar işi daha da körüklüyorlardı. Müziğin ritmine uyup ama bir yandan onlara alkışla tempo tutanların söylediklerine kulak kabartıp. Her kafadan çıkan ortalığı kızıştıran sesleri de az çok duyuyorlardı. Remziye Hanım ‘’Ha bu Meyro fettandır, Vallah heç güzel degel ibrettir, Mavişte ay parçasıdır’’ İrma da ‘’Bu Maviş güzelde bacakları çırpi gibi ayni sıtara ağacına benzi’’ Süryani Sare Hanım ’’Meyroda yata yata lehpo (şişman) olmiş, dam loğına dönmiş, bu kız evde kaldi.’’ dedi.

Herkesin yüz hatlarına bakınca gözünü  alamadığı Mavişin önüne geçmesi için Süslü Meyro’unun başka hünerlerini ahaliye göstermesi gerekiyordu. Cesareti sonsuz olan Süslü Meyro omuz hizasındaki ipek peştemali usulca beline kaydırdı. Göğüslerinin bütün ihtişamını vücudunun bütün zarafetini temaşa edenlere sundu. Oglan analarının gözünün içine cür’etkâr bakışlar atıp. ‘’Sen bele endamı heç gördün’’ Dercesine gerdan kırıp, çirtik yani göbek atınca, kendisinden daha güzel yüz hatları,peştamalı sıyırma da korkak olan Maviş’e ait olan bütün bakışları kendine çevirdi. ”Ey ahali..Ben bu göstekten daha evvel evleniyem, Heberiz olsun” diye konuşmasa da herkes gereken mesajı almıştı.  Gelin beğenmenin yolu yordamı başlamıştı. Melikahmet hamamı Birbirinden güzel Diyarbekir kızlarının Üzerlerine kubbesinin güneşin ışığını tılsımlı bir ışığa çevirip. Yuvarlak cam pencerelerinden yansıyıp düşen ışık huzmelerini gönderip, adeta onlara doğal bir ruhani ışık verip, sanki çıplak tenlerinin dahada büyüleyici olmasına katkıda bulunuyordu.

Müslime Hanım oğlu Cümbüşcü Ercan’a  döşürüklü! (düzenli, Tertipli) bir kız arıyordu.’ Menevşeyi dürterek sordu. ‘’Ha bu süslü Meyro nerde oturi diyerek… Menevşenin çöpçatanlıklık hevesini harekete geçirdi. Menevşe hanımda Meyronun diğer marifetlerini ekleyip gelin taksisine giden yolu kısaltması gerekmez miydi? ’Vallahi güzel kızdır, Hem hünerli hemde avrattır, Cemil Paşa Konağının arhasında Hanbelî küçesinde oturi, anasıda arhadaki kırmızı kımıtli olandır.’’ Diye işaret etti. Behire Hanım başka gelinlik kızlara bakmaya başlamıştı. Kelepere Heyriye’in kızı Mavişi gözüne kestirmişti. Remziye Hanıma ”Bu kız nerde oturi” diye sordu. Diyarbekir’in oldukça dar olan labirent gibi sokakların tarifi bir başka oluyordu. Remziye Hanım oldukça kolay! Bir tarif yaptı. ”Heyran Tümesin fırınını sağ koltugan al. Lalebeg caminin ordaki Bozo gilin evini, Allaf Yaşo’nun küçesini de geçisen, Şillegilin örtmesinin altından geç, on adam boyi yüri. sagdan üç *şakşako say.(kapı tokmağı) kürsünün üzerinde sırmalı abalı bir dede görecahsan onun ögünde oturduğu sarı boyalı ev Meyro gilin evidir.”
Hamam günleri her zaman böyle güllük gülistanlık olur da kavgaları da olmaz mıydı. Herkesin  curunu (Kurna) belliydi Cuma günü sabahı Hanbelîlerin curununa başka birileri oturmuşsa hır çıkardı. O gün kahveci memah’ın  kızı Pervin Çirtik Zelo nun yanına geldi, kaşlarını çatarak ‘’Kör ocak kalasan (Çocugun olmasın soyunuz kurusun anlamında) Bizim curunumuza niye oturduz’’ Çirtik Zelo’da altta kalmadı.  ‘’Sesen birez eyar çek (sesini kes) Kim o cılız etin büktü ki bele bağırisan? Niye sizin Melikahmet hamamında tapunuz mu var’’ Pervin  ‘’He tapumuz var. ma anam bu curun bizimdir. Parasını da aylık veriyih. Yedi sülalemiz her Cuma sabahı buraya geliyih.’’ Bende her cuma sabahı sülalenin ağzına.’’ Göstek, kor ocağ olasan (anadoluda her evde olan ateş yakılan ocağın sönmesi bu beddua o evin yaşamın sönmesi anlamında) ’’ Pervin son olarak ‘’Son hamamınız ola, zeten sizin kiriniz yıhanmahla çıhmaz’’Dedi ve kavga başladı.                       Hamam tasları havada uçuştu. Sari Pişo tahta nalınlara sıra gelmeden biheriye (hamamın özel temizliklerin yapıldığı en dipteki küçük bölüme kaçtı) Uzaktan kavga sahnelerini izlemek, yeni şeher sinemasında karate filmini izlemekten daha zevkliydi. Sinirden peştamalının düştüğünü fark etmeyen kadınlar göbek taşının üzerinde hangimizin saçı daha uzun! diyerek ölçmek için yarışa girdiler. Birbirlerinin saçını pırçigini yolmaya başladılar. Çıplak tenlerine gelen tasların ve hamam tahtalarının oluşturacağı kızarıklıklardan korunmak için sonunda çıplak olarak yavaş yavaş bıheriye kaçtılar. Sari Pişo buğday ambarına düşmüş civciv gibi seviniyordu.  İç içe geçmiş hamam avlularının en dibinde en son ıssız bölüm olan genelde özel temizliklerin yapıldığı bıheri de örümcek agına yapışacak kelebekleri bekler gibi sırıtıyordu. Sarı Pişo Bazen de bu teşkeleden payıma düşeni de alıyordu Çirtik Zelo Kahveci memah’in kızı Pervin’in ona fırlattığı havada frizbi gibi uçan hamam tasından korunmak için Biheriye kaçtı. Peştemalini de göbek taşındaki saç başa mücadelesinde Alipaşalı Eli maşalı Bedia’ya kaptırmış,  Anadan üryan Çirtik Zelo hamamın son bölümü olan, özel temizliklerin yapıldıgı biheriye kaçtı. Sarı Pişonun fıstıklı kadayıf görmüş gibi kendisine agzı açık avel avel baktığını gördü. Pususunun farkına vardı yediği çırmahların (tırnak izi) kızgınlığıyla elinde henüz fırlatamadığı gümüş kakmalı nalınla Sarı Pişonun minicik başına vurdu. Diyarbekirin meşhur bir bedduasını etti. ‘’Bahan niye bahısan, uy laoooo kan sıçasan inşaallah’’ Sarı Pişonun Daha minicik boyuna aldırmadan, Tıp tahsili yapmadan kanser teşhisi koymuştu. Nono Dada veya Hatun bibinin araya girmesiyle tarafları barıştırdılar.

Sari Pişo dokuz yaşına geldiği pek belli olmuyordu. Erkeklerin gittiği Vahapağa hamamına tayinini isteyen hatun bibi’ydi. Hamamda Küncili simitleri  takkalası (tanesi) on kuruştan satıp  ekstra gelir elde eden. ”Siz yedi başsınız altmış kuruştan ikilira kırh edi, Sakın bir kuruş eksik vermeyin hesep veriyem” Pazarlığın önünü kesmeye çalışan. ”Ha bu Sari Pişoyu babasına verin Vahapağa hamamına getsin. şikayetçiler var.’’  Müslime Hanımda Remziye hanıma çıkışıyordu.  ’’heç bele oli oğlan büyüktür ma babasini getireydin’’  Ruto Mehemenin karısı ‘’Viii anam görisen bu acuri Sari pişo yu başka tarafa aparın, abdest alıyam bozilacah’’ Botiların gelini Nazo ‘’ Viiiiiş  kele berzigimi (etek traşı) alıyam, bu bahan bahi. Get halana bak.. heç heya etmisen”

Sarı Pişo Kısmetini başka curunlarda aramaya başladı. Başını gözlerini sabunlamış 19 yaşındaki Mavişin hafifçe kucağına düşmüş peşmalini alıp hayranı olduğu ablanın alması için başka bir kurnaya attı Sarı Pişo yaklaşık beş haftadır beklediği fırsat eline geçmişti. Peştemali konusunda çok hassas olan kimseye zırnık göstermeyen Maviş gözleri sabunlu bir şekilde peştamalını aradı. Yan curuna nasıl gittiğini önce anlamadı. Maviş mecburen yerinden kalktı böylece Sarı Pişo onun bütün endamını arasıra kaçamak baktığı ‘’Pazar mecmuası’na’’ inat sansürsüz bir şekilde gördü. Maviş Sarı Pişonun gerdek gecesinde gelinin  soyunmasını bekleyen sabırsız damat gibi pis pis sırıtarak baktığını görünce oyunu anladı, Sarı Pişoya bağırarak nalınla kovalamaya başladı. ‘’ Ölün kaha, dirin ağzına yapa’’ Sarı Pişo Etrafta annesini görüp yardım alamayınca Melikahmet Hamamın üç bölümünden olan bıheriden, sogukluk bölümüne sonra giriş salonuna koşarak İrmanın arkasına sığındı. İrma ‘’ Ma çocuhtur, hiç günah değil? Arkasından lafını Maviş Kürt oldugundan ona kürtçe bağırdı. Yazıklar olsun bu çocuktur anlamında ‘’Xwelî li te be Ewiya zaroke’’ diye bagırdı. Maviş çok kızgındı.  ‘’Ne çocugi Allahın ataşi peştamalımı aldi, başka curuna atti’’ Sonunda mahallenin kadınları resmi kayıtlara geçmeyen, acilen genel kurul toplantısı yapmış bu olay siciline işlenmiş.. Sarı Pişo Vahapağa hamamına sürgün olarak tayininin çıkıp postalanmasına neden olmuştu. İrma ‘’Üzülme Sari pişo haftaya yine gelirsen’’ diye teselli etse de, Bu ayrılış Sari Pişonun Melikahmet hamamında ki hurileri son görüşü oldu. Çünkü her gün biraz daha büyüyordu Fakat Vahapaga hamamı hiç eğlenceli değildi. Nerede o hurilerin cıvıltıları, nerede kadınlar hamamında İrmanın kımıtlarını giydikten sonra uduyla la çalıp o billur sesiyle söylediği türküleri

Diyarbekır bu mudur elleri kınalı

Desti dolu su mudur gözleri sürmeli

Gittin ki tez gelesen elleri kınalı

Tez geldiğin bu mudur gözleri sürmeli

Kadınlar hamamında nezih türküler okunurken, erkekler hamamında duymak istemediğiniz bet sesiyle direkhanacı meheme aganın yanında çalışan Remo güzel kızları hayal edip erotik hayaller kuran müstehcen türküler söylüyordu.

İgne attım tarlaya

vay vay zalım

Pırıl pırıl parlaya

Kız oğlanın koynunda

le le zalım

Ah dedikçe terliye

vay vay zalım..

Birbirinden güzel kızlarının sadece bellerine bağladıkları ipek peştemallarla Sari Pişonun önünden salına salına geçtiği Melikahmet hamamında doğal buharların arasından sanki sihirle gökten yere inmiş Diyarbekir’in kızlarının verdigi hayranlığı hiçbir zaman oradaki küçük erkek çocuklarının hafızasından silinmeyecekti. Sarı pişonun cennet gibi yerden gelip gördüğü manzara iğrençti.. Herhalde cehennem burası olmalı dedi. Burada Bedros şişman vucuduyla başınızın altına hamam tasını koyarak mermerden göbek taşına yüzükoyun uzanmış. Terzi Hayrettin her hafta yaptığı gibi kese faslına güreşçi Kel Aliço taklidi yaparak başlaması

gerekiyordu. Göbek taşına uzanmış Bedros a kaşlarını çatarak bağırdı. ”Pehlivan pehlivan Alta düşersen apış üste çıkarsan paça kasnaktan yapış güreşçilerin piri hazreti Hamza aşkına” Sarı Pişo Babası hamamda bile ağzından düşürmediği bir elinde filtresiz Bafra sigarasını ”püfür püfür” tüttürürken, bir elinde kese ile ortağı Bedrosu keseliyordu. ”Ula haço heç keselenmisen ayni şahre kader kir çıhı” Terzi Hayrettin Bedros’u kara kucak güreşinde olduğu gibi, kucaklayıp göbek taşına yatırdı. meşe ağaçlarını kökünden sökerek idman yaptığı söylenen Ünlü güreşçi Zaloğlu Rüstem pehlivan gibi Bedros’un başını bir koltuğunun altına aldı, ayaklarını yerden kesti. adaleli ve kemikli vücuduyla Bedrosu kündeye getirdi. Terzi Hayrettin Bedros’dan iki puan alıp, arkasına geçip sırtını keselemeye başladı. Bedros, Terzi Hayrettin’den huylanmaya başladı. Bir kazaya kurban gitmemek için uyarmak istedi. ‘’Abe tiket et, bahan degdirmiyesen’’ Terzi Hayrettin  onu ciddiye almadı. ‘’Ula kaşmer terbiyemi bozma get çim. Kese bitti ‘’ Sarı Pişo Eski alışkanlıkları depreşince babasına ‘’Şireli üzüm yemag istiyem diye tutturdu’’ Terzi Hayrettin sanki çölde su arıyor gibi bakınan oğlu Sari Pişo yüzüne hayretle baktı. ‘’Habeş sahan nereden şireli üzüm bulayım, ma burasi karilar hemamidir’’ diye kızdı. Sari Pişo Şireli üzümleri, mayhoş elmaları, Venüs heykeline benzeyen melikahmet hamamındaki güzellik tanrıçası kızlar artık mazide kalmıştı.

Yasin Özavci (17 haziran 2007)

1-Fotoğraf 1968 yılı Diyarbekir melikahmet hamamı

2-Hanımların hamamda özel temizlik eşyalarının konulduğu bakır kildan kabı.

3-1968 yıllarına ait hamam tasları

4-1968 yılına ait gümüş kakmalı hamam nalını,

Not : Fotoğraflardaki Objeler ”Amidanın Sofrası” yazarı Diyarbekirli Silva Özyerli aile koleksiyonudur.

 

İlgili Terimler :

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

error: Bu yazıyı kopyalayamazsınız !!